Tuesday, January 26, 2021

yakamoz

 soğukça bir masanın başında bazen donup donup kalıyorum,

yazılan şarkılara bakıyorum belki benim anlatamadıklarımı anlatabileni çıkar mı diye

şiirlere, hiç sevmediğim şiirlere bile bakıyorum.



demiş ya ahmed arif;


"itten aç,

yılandan çıplak,

vurgun ve bela.

gelip durmuşsam kapına

var mı ki doymazlığım?

ille de ille

sevmelerim, 

sevmelerim gibisi?"


sonra da şöyle bitirmiş;


"n'olur gel, etme gel, ay karanlık."



2021, ocak

mali.


Wednesday, December 9, 2020

yerini beğenmemiş çiçek-2

sen yerini beğenmemiş çiçeğim,

benim gölgemden mi açamadın, yoksa güneş hiç mi doğmadı bize?

hiç mi tohum verdiremedim sana, hiç mi sevmedin beni?

biliyorum sevmedin benim huyumu


ama bende ne senin ilgi arsızı yapraklarına yetecek toprak vardı,

ne de su.

Sunday, November 1, 2020

diyarbakır havalimanı

yıllar evvelinde bir iş seyahatine gittiğim diyarbakır havalimanında, anneme götürmek üzere hazırlattığım tatlılardan fıstıklı olanından bir parça alıp ağzıma attım. herkes bana baktı, meğer, ben ramazan olduğunu unutmuşum, o an hatırladım.
sonra bir de kaymaklısından yedim.

yanımdaki kadın, ben yedikçe “cıkcıkcık” sesleri çıkarıp yadırgar bakışlar atıyordu. benim, tatlıyı yedikçe yiyesim geliyordu. elim bir ara cevizli olanlara gittiğinde, kendi kendime “bir de çay olsa nasıl gömülür köftehor” diye düşündüm. yandaki büfeden bir çay aldım. artık birer parça değil, kutu açık vaziyette bam güm gömüyordum tatlıyı. kutuya sıvanmış kaymağı, tatlının ucuyla sıyırırken, çevrede vatandaşlar beni huzursuz şekilde izliyordu. bir ara içlerinden birisi “ayıptır, edep ya hu” diye söylendi. çevremde birden bire halka oluşmaya başladı. kalabalık git gide artıyordu, ben kadayıfları bitirmiş bülbül yuvasını boğmaya başlamıştım.

uçağın anonsu yapılmıştı, ama umrumda değildi, artık büsbütün, herkesin yuhlamaları arasında tatlıları yiyordum.uçak kaçtı, insanlar bana bozuk para, ellerindeki çöp, su şişesi vb fırlatmaya başladılar. 

içim o kadar sıkılmıştı ki, kendimi durduramıyor, coştukça coşuyordum. 

tam bir kaos hakimdi diyarbakır havalimanına. 

bir an, üstümdeki takım elbisenin arkasında bir hareketlenme farkettim. sırtımdan çıkan bir şeyler ceketimi yırtmaya başlamıştı. kanattı bunlar, herkes “adama bakın, kanatlanıyor” diye bağırmaya ve kaçmaya başladı. şöbiyet kutuları bir tarafa, ben bir tarafa savruldum.

2014, eylül günü, diyarbakır havalimanından kanatlarımla ayrıldım.

richard’ın damadı,
tunalı hilmi caddesi, ekim 2020.

yerini beğenmemiş çiçek

seni istememeyi o kadar istiyorum ki, karşı cephemde hem sen, hem hislerim, hem de bütün dünya varken ben yine de miğferimi düzeltip silahıma kurşunu sürüp, süngümle taaruza geçiyorum. nasıl sağ çıkacağız bundan? öylesine yabani bir çiçeksin ki, öylesine sana dokunamıyorum ki.

savaşımın neyle olduğunu hiç bilemiyorsun. 
sana ulaşamıyorum.
duvarlarını yıkamıyorum.

çaldığım bütün kapılar bir bir yüzüme kapanıyor.

kimseye anlatamıyorum.
kendim olamıyorum.

muhteşemliğin içerisinde, bütün bedenimi ve ruhumu esir almış bir çürüklüğün ortasındayım.

Tuesday, June 16, 2020

rezidanslar

2000'li yıllardı, ilk insanlara "şehirden uzak, ayrıcalıklı bir yaşam" mottosuyla reklamları pompalamaya başladıkları zaman. öncelikle şehire nispeten yakın arazileri köylülerden "buralar bir işe yaramaz" diye aldılar. sonra politik güçlerini kullanan patronlar oralara yol getirtti, imara açıldı. insanları bankaralara 15-20 yıl borçlandırıp rezidanslar sattılar. artık insanlar o "basit ve paçavra" evlerde yaşamak yerine şehirden uzak ama 5 metre kare giyinme odası olan evlere sahip, güvenlikli (bu arada güvenlik de yine aynı sistemin aç bıraktığı kişilerden sitede oturanları koruyor) ve dikenli tellerle çevrili siteler kurdular.

adı da güzel seçilmişti; rezidans. yani artık evde oturmuyodunuz, rezidıns'da oturuyordunuz.

15 yıl boyunca borçlandırılan kişiler bu borçları ödeyip banka ve mütehhitleri zengin yapınca yeni bir sistem gerekti. bunun ise reklamlarda adı çoktan kondu "şehrin içinde ayrıcalıklı bir hayat" reklamların alt metni her zaman aynıydı; 
"eğer bizim rezidanslarımızda oturmuyorsanız yaşadığınız hayat bir paçavradan, köpekten farksız"


insanlardan şehir içindeki evlerini "sizin bu evleriniz artık para etmez" diye alıp yıktılar, devasa rezidanslarını oraya diktiler, bir 15 yıl daha insanları borçlandırdılar.

utanç verici bir sistemin içerisinde şehirleşmenin en çarpık, en doğa katili düzenine uyum sağladık.

Thursday, June 11, 2020


belki de elinizde tuttuğunuz bir çalı parçası değil de kalbi, beyni ve hisleri olan bir canlıdır?

bunun adı phasmatodea, yani türkçe'deki adıyla çalı çekirgesi. bugünlere gelmesini sağlayan yegane özelliği ise çok basit; bir çalıya benzemek.

mali, 2020

Sunday, April 26, 2020

hasretinden prangalar eskittim

"seni" demiş ahmed arif, "anlatabilsem seni,
yokluğun, cehennemin öbür adıdır,
üşüyorum, kapama gözlerini."

sonra da eklemiş; "hasretinden prangalar eskittim"