Thursday, April 16, 2020

ışık zaman - 1

sigaramı ağzına kadar zaten dolmuş olan küllüğümde söndürdüm, saat sabahın dördü olmuş, hava aydınlanmadan hemen önce yaşanan huzur ve huzursuzluk arasında gidip gelen hissiyatı yaşıyordum. çankaya, bir eylül akşamına yaraşır şekilde sabah serinliğine bürünmüş, yine de henüz yazın etkisinden kurtulamamıştı.

koltuğa yaslandım, gerindim. yarın dizgiye yetiştirmem gereken haberleri bitirdim. süleyman demirel yine zehir zemberek açıklamalar yapmış da, ekmeğe zam bekleniyormuş da, bilmem ne... büyük harflerin hiçbirine dikkat etmemişim, zira büyük harflere özenecek kadar önemli şeyler anlatmıyorum, normal insanlar tarafından bilinen normal zırvalar işte.

"yeter" dedim içimden, geri kalanı da sabah uyanınca bitiririm. erteleme hastalığına çocukluğumda yakalanmıştım, babamın biyolojik mirasçısı olarak. alkolik, viski düşkünü, ama çevresince çok sevilen babam, annemi de kanser hastanesine götürüp tedavisini geciktirdiği için kısacık zamanda kaybetmiştik. zaten sonra sevgilileri ile dolu dizgin bir hayat sürmeye devam etmişti, yani anlayacağınız, üşengeçliği ona "muhteşem" bir hayat olarak geri dönmüştü. ben de hep yapacağım işleri erteliyorum, üçüncü katta oturan hemşire elif ile olan karşılaşmalarımızda ona "günaydın" demeyi hep erteliyordum, "şu ana kadar bir sorun yaşamadım, demek ki doğru yoldayım" diye düşünüyordum.



sabahları uyanıyorum, tıraşımı düzgünce oluyorum ve kolonyayı sürüyorum. genellikle şık giyiniyorum, çok sigara içiyorum geceleri ise viski içiyorum. genellikle siyah gömlek giyiyorum. yolda gördüklerimle genellikle selamlaşıyorum, işyerim kızılay'da, çankaya çevre sokak'tan oraya kadar yürüyerek gidiyorum. her sabah aynı bakkala girip aynı sigarayı alıyorum, kaldırımın aynı tarafından yürüyüp aynı yaya geçidinden karşıya geçiyorum. hemen köşedeki poğaçacıdan kahvaltısını alan kadını her sabah görüyorum. ikinci sigaram bitmeye yaklaştığında son virajı alıyorum, insanlar arasından geçerek çalıştığım binaya geliyorum.

devlet asaletindeki gri binaları, daha sonradan şehrin bütün silüetini oluşturacak, bu isim ona yapışmış şekilde kalacaktı.

gri şehir ankara.


o sabah, kedimin su kabını doldururken, radyodaki spikerin sesinin gerginliğini hissettim ve tuhaf bir şeyler olduğunu düşündüm. her sabah dinlediğim spiker, akıcılığını kaybetmiş, bu sabah haberleri sunarken duraksıyor, sanki okuduğu şeylerin doğruluğundan emin olmaya çalışıyordu. kapıyı açtım ve üçüncü kattaki neriman hanım'ın kızı elif'i gördüm. kıvırcık saçları ve büyük gözleri ile çoğu insanın sabahları takınamacağı bir pozitiflikle gülümsüyordu. suratı sivilceli fakat güzeldi. genellikle baş selamım ile geçiştirdiğim ritüelimizi o gün "günaydın" diyerek bozdum. "günaydın ozan bey" diye karşılık verdi. bazen insanların kısacık bir "günaydın" kelimesinden konuşmanın devam etmesini istediğini anlarsınız, ben de bu havayı sezdim. "nasılsınız elif hanım? hastanede her şey yolunda mı?" diye sordum. elif biraz şaşırmış havayla "teşekkür ederim ozan bey, evet her şey yolunda" diye karşılık verdi. bir süre ben evin kapısında o da binanın kapısında dikildik. "akşam işin yoksa bir şeyler içmeye gidelim mi?" diye sordum. "tamam" diye karşılık verdi. cinnah caddesindeki benim sürekli gittiğim kırık plak birahanesinde buluşmaya karar verdik, akşam saat 7'de.

yolda yürürken ikinci sigaramın sonuna geldiğimde iş yerimin olduğu binayı görebiliyordum. sigarayı yere atıp üzerine bastım, bu hareketi yapmaktan gurur duymuyordum fakat o yıllarda sigara içmek ve yere çöp atmak sosyal olarak daha kabul edilebilir bir şey idi. -kısacık zamanlarda bile insanların günlük alışkanlıkları bu kadar hızlı şekilde evrilirken neden insanoğlu'nun maymunlar ve orangutanlar ile aynı atadan gelebileceği hususunda bu kadar hassas oluyorlar onu da anlayabilmiş değilim.- köhne asansöre bindim; 3. kat 7 numara; içerisi sigara dumanından geçilmeyen gazete büromuz. radyoda ferdi tayfur çalıyor, saim abimiz var, fularlı, şık giyinimli, modern alternatif halk kültürüne bir o kadar yakın, ama her şampanyayı ve şarabı da tanıyor.

- günaydın saim abi
- günaydın ozancığım
- ilaçlarını ihmal etmiyorsun değil mi?

kolormatik gözlüklerinin üstünden bana bakarak "ozancığım, hiç ölmeye niyetim yok, şimdi zaten zor zamanlar içerisinde bu kadar kötü şeylerle yüzleştik, tam her şey rayına girecek derken öleceğim ha? hiç işim olmaz" diye şakacı bir tavırla cevap verdi. gülümsedim, o da "aldım aldım, asıl sen beni bırak da kendine bak, 30 yaşına geldin hala kendine göre birisini bulup bir evlilik yapıp çocuk sahibi olmadın, ben yapacağımı yaptım artık" dedi. "ne işim olur saim abi öyle şeylerle" diye geçiştirdim. iyi adamdır saim abi, 1973'te TKP 'nin yayımlanan üçüncü programının metninde ciddi emeği geçmiş politika ile bağını koparmamış, gazetemizde ise görüşlerinden ötürü pek sevilmeyen bir abimizdi.

çayımı aldım, çalışma masama oturdum, yazılarımı çıkardım ve dizgiden önce son defa gözden geçirirken telefonum çaldı, ahizeyi kaldırığımda sekreteryadaki yeni işe başlayan kızın sesini duydum, "ozan bey size telefon var, kim olduğunu söylemedi".

- alo
- ozan sen misin?
- evet buyrun
- akşam 6'da, gazeteden çıkar çıkmaz konur sokak 14 numaranın önünde bizi bekle, sana bir paket getireceğiz.
- kimsiniz?

ve telefon kapandı.


öldüreceğim kişiyi genellikle eylül aylarının sonunda seçerim, aralık'ta öldürürüm. hepsinin ojeli tırnaklarından birer tanesini söküp alır annemin mezarına bırakırım. akşamları viski içerken rastgele bir bwv açıp kantat dinlerim. genellikle çoğunun kaçıncı kantat olduğunu ezbere bilirim. arabesk müzik fazla dinlemem, çok sigara içerim. gazetede işimi yapar paramı alırım. kibar yemek yerim, kibar konuşurum. sizinle konuşurken size ne söyletmek istiyorsam genellikle onu söyletirim. er ya da geç genellikle istediğimi yaptırtırım. çok güzel sevişirim, çok güzel italyanca ve ingilizce konuşurum. makine mühendisiyim, fakat o mesleği icra etmek istemediğim için yapmıyorum.

sağlıklı beslenirim, spor yaparım.

alman edebiyatına hakimim.

ben hayat ile arama mesafe koymaya karar vereli çok oldu, ruhum kendi içine çöken bir yıldız gibi kendini yok ediyor, fakat bedenen muhteşem birini yaşıyorum.




.... devam edecek ....

No comments:

Post a Comment